22 Nisan 2017 Cumartesi

Sosyal Hak Olarak Sağlık ve Türkiye

Akdeniz Üniversitesi’nden ihraç edilen akademisyenlerin oluşturduğu Antalya Dayanışma Akademisi
(ANDA) ve Eğitim-Sen Antalya Şubesi işbirliği ile “Sosyal Hak Olarak Sağlık ve Türkiye” konulu 4’üncü ders, Doç. Dr. Cumhur İzgi’nin katılımıyla bugün Kaleiçi Bademaltı Art Kafe’de gerçekleşti.
İzleyicilerin, yoğun katılımıyla gerçekleşen panel, soru-cevap kısmının ardından sona erdi.

TİCARİ KAZANÇ UĞRUNA SAĞLIK HAKKI YOK EDİLİYOR
 
İzgi: “Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile piyasalaşan sağlık hizmetleri, halk sağlığına bir saldırı olarak değerlendirilmelidir”.
 
Akdeniz Üniversitesi’nden ihraç edilen akademisyenlerin oluşturduğu Antalya Dayanışma Akademisi (ANDA) ve Eğitim-Sen Antalya Şubesi işbirliği ile “Sosyal Hak Olarak Sağlık ve Türkiye” konulu 4’üncü ders, Doç. Dr. Cumhur İzgi’nin katılımıyla bugün Kaleiçi Bademaltı Art Kafe’de gerçekleşti.
Açılış konuşmasının ardından sözü devralan Cumhur İzgi, tıbbi araştırmaların hatta tıp eğitiminin şirketlerin egemenliğine girmesiyle, bilimsel verilerin ticari kazanç uğruna kötüye kullanıldığına dikkat çekerek yaşam hakkıyla doğrudan ilintili olan sağlık kavramının her zaman gündemde tutulması gerektiğinin önemini vurguladı.
 
Tarihsel olarak 19’uncu yüzyılın ilk yarısında proleter mücadele sonucunda seçme-seçilme, çalışma, sosyal güvenlik, grev, konut, adil ücret, sendika, beslenme, eğitim ve sağlık hakları gibi sosyal hakların elde edildiğini belirten İzgi, 1945 sonrası uluslararası alanda insan hakları olarak kabul edilen bu hakların, özellikle 1980 sonrası neoliberal politikalarla yeniden tasfiye sürecine girdiğini ifade etti. İzgi, “Neoliberal politikalarla kamu sağlık harcamalarının kısılması ve rekabet ortamının yaratacağı “verimliliğin”, giderleri azaltacağı iddiası ile sağlık hizmetleri özelleştirildi. Yani, sağlık hizmetlerini sermaye birikimini destekleyen unsur olarak gören anlayışa geçildi. Sağlık hizmetleri hem teknolojinin satılması, hem ilaç kullanımının artması, hem de hizmetin paraya dönüştürülmesi ile dünyada en hızlı büyüyen ve büyük kaynakların döndüğü alan olarak hep iştah kabarttı. Böylece sağlık endüstrisi günümüz kapitalizminin en devingen sektörleri arasındaki yerini aldı” dedi.
 
Dünyada yaşananlara paralel olarak Türkiye’de, 1961 Anayasası ile sağlık hakkının sağlanması devletin görevi olarak kabul edilse de 1982 Anayasası ile hastalıkların bireysel bir sorun olarak değerlendirilip sorumluluğun da hastaya yüklendiğine değinen İzgi, tek başına iktidar sürecinin bu anlayışın yaşama yansımasını kolaylaştırdığını belirtti. Sağlıkta Dönüşüm Projesi hayata geçirilerek aile hekimliği ve genel sağlık sigortası uygulamaları ile hastanelerin işletme haline getirildiğine dikkat çeken İzgi, “Aile hekimliği sistemiyle birinci basamak sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, muayenehanecilik anlayışının sağlık hizmetlerine yerleştirilmesine neden oldu. Bu durum, hekime yüklenilen hizmetin niteliğini de kaçınılmaz olarak etkiledi. Sağlık hizmetlerinin satışı noktasında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), tek yetkili kurum haline getirilerek sağlık hizmetleri sınırlandırıldı ve kamusal kaynakların özel sektöre aktarılarak özelin güçlendirilmesi sağlandı. Hastanedeki sağlık çalışanlarının ücretlerinin performans sistemine göre belirlenmesi iş barışının bozulmasına hatta kurumlararası basamaklandırılmış sağlık hizmetlerinin basamaklar arası barışının bozulmasına yol açıldı. Yani, Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile sağlık sektörünün piyasalaşması sağlandı ve sağlık hakkı, metaya dönüştürüldü” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’deki sağlık harcaması artmaktadır. Ancak sadece yüzde 9’u yatırıma, yüzde 0,6’sı halk sağlığına ayrılmaktadır. SGK’nın harcamalarının yarıya yakını ilaçtır. Özel sektör de kamu kaynakları ile palazlanmakta ve tekelleşme eğilimi göstermektedir. Sonuç olarak Sağlıkta Dönüşüm ile piyasalaşan sağlık hizmetleri gerçekte halk sağlığına bir saldırı olarak değerlendirilmelidir”.
 
Sağlık bağlamında ele alındığında üreticinin daha çok kar, tüketicinin ise daha çok tüketme eğiliminin olduğu bu sistemde kaynakların akılcı kullanımının mümkün olmadığını kaydeden İzgi, kaynağın akılcı kullanımının sömürünün ortadan kaldırılması, eşitliğin sağlanması, kaynak kullanımının toplumsal gereksinimlerle belirlenmesi ve tüketime yönelik bireysel davranış kalıplarının kırılması ile gerçekleşebileceğini söyleyerek sözlerini sonlandırdı.
 
İzleyicilerin, yoğun katılımıyla gerçekleşen panel, soru-cevap kısmının ardından sona erdi.
 
Kimdir
Doç. Dr. Cumhur İzgi: Birinci basamak sağlık hizmetlerinde 24 yıl çalıştıktan sonra 2010 yılında Akdeniz Üniversitesi’nde göreve başladı. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’nda öğretim elemanı olarak görev yapmakta iken 22 Kasım 2016 tarihli 677 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edildi. Sağlık hakkı, araştırma etiği, sağlık politikaları, yaşlı etiği gibi konular temel çalışma alanlarını oluşturuyor.
banner
Önceki
Sonraki

0 yorum: